PARİS’TE GEZİLECEK YERLER II: NOTRE DAME’DEN MARAIS VE POMPIDOU’YA

16 Şubat 2017

DISNEYLAND BİLETİ NASIL ALINIR?

16 Şubat 2017

PARİS’TE GEZİLECEK YERLER III: MONTMARTRE’DEN PERE LACHAISE MEZARLIĞI’NA

16 Şubat 2017

Paris gezisinin üçüncü gününde Montmartre, Sacre-Coeur Bazilikası, Ressamlar Tepesi ve Moulin Rouge’yi görerek ikonik Pere Lachaise Mezarlığı’na gideceğiz. Şehrin baştan aşağı bambaşka yüzünü gösterecek farklı bölgeleri için yolunuzu mutlaka buralara da düşürün. Eğer, Paris’te daha çok vaktiniz var ve program oluşturma konusunda herhangi bir kısıtlamanız yoksa, Versailles Sarayı’nı listeye dahil edebilirsiniz. Giriş bölümü çok uzamadan, rotamıza değiniyorum. Hadi gelin, Paris’teki 3. günümüze gidiyoruz.

#Montmartre:

Sanat, sergi demişken bu ruhun en çok hissedildiği bölgelerden Montmartre‘ye gidelim. Burası, şehrin en yüksek rakımlı yerleşimi olarak Paris’i tepeden gören konumu ile dikkat çekiyor; ancak Montmartre’yi bugünün Montmartre’si yapan karakteristik özelliklerinden biri de kesinlikle sanat ile olan bağı. İnsan buraya gelince kendini bir ressammış da stüdyosuna çalışmaya gelmiş gibi görüyor. Nedeni, bölgedeki çok sayıda atölye ve galeri olsa gerek. Şehrin en muazzam bazilikalarından Sacré-Cœur’a ev sahipliği yapması, Ressamlar Tepesi’nin renkli artist manzaralarına olanak sunması, çevresindeki çeşitli sanat galerileri, bembeyaz sokakları ve evleri, ikonik kafe ve mekanları da mutlaka etkili tabii ki. Montmartre’nin Paris sokak sanatının merkezi olduğunu belirtmeden geçmemek lazım.

Montmartre

#Sacré-Cœur Bazilikası:

Notre Dame Katedrali’nden sonra Paris’in en çok ziyaretçi alan yeri olan Sacré-Cœur, Montmartre tepesindeki bembeyaz mimarisi ile karşılıyor sizi. Bazilikayı panoramik şehir manzarasıyla birleştiren Sacré-Cœur’in mimarisi Roma ve Bizans stilinde, bembeyaz traverten taşından tamamlanmış. Açılışı 1900’lü yılların başını bulduğu için, şehirdeki diğer dini yapılara kıyasla bir hayli genç. Bazilikaya gelmek için Anvers durağından indikten sonra, tepeye çıkan dik merdivenleri kullanabilirsiniz. Daha kolay çözümler için aynı merdivenlerin yanından füniküler kalkıyor; ancak önü daima kalabalık ve biraz beklemeniz gerekecek. Fünikülere 1 metro bileti ile binebilirsiniz, bazilikaya giriş ise Notre Dame Katedrali gibi ücretsiz; ancak kubbesine çıkmak için 5 Euro gibi bir rakam ödüyorsunuz. Gezinizin ardından, yapının hemen önündeki meydanda şehir manzarasına karşı ufak bir mola verebilirsiniz. Ardından istikamet doğruca Ressamlar Tepesi!

Sacré-Cœur Bazilikası

#Ressamlar Tepesi:

Paris gibi ama değil gibi. Montmartre’nin ortasında mini bir meydan; etrafı restoran ve kafelerle, ortası ressam ve karikatüristlerle dolu. Şehirde beni en çok gülümseten yerlerden biri burası; semt içinde de bazilikadan sonra gelmeniz gereken ikinci yer. Zamanında Picasso, Dali, Van Gogh ve Monet gibi sanatçıların da çalıştığı semtte bu durumun izlerini görmek de mümkün. Meydanı geçip aşağı doğru kıvrılan yolun köşesinde Espace Dali‘yi göreceksiniz. Espace Dali; sanatçının heykel, gravür ve eskizlerini sergileyen bir galeri. Bu ortamda, sürrealist bir mola vermek herkese iyi gelebilir! Şehirde, kalıcı Dali sergisine ev sahipliği yapan tek mekan olan galerinin detaylı bilgisi burada. Giriş 11,50 Euro.

Ressamlar Tepesi, Montmartre

Meydana bakan kafeler demişken, onların birinde keyif amaçlı oturup çikolatalı krep yemek biraz turistiko bir hareket olabilir tabii, ama yine de bence bu renkli görüntüleri kaçırmamak gerek. İsterseniz meydandaki mini tablolardan alabilir, kendi karikatürünü yaptırabilirsiniz. Bence, en mantıklısı Türkçe’de Ressamlar Tepesi şeklinde geçen Place du Tertre’nin çevre sokaklarında yer alan mini butiklerden tatlı, küçük hediyelikler, magnetler toplamak.

Ressamlar Tepesi, Montmartre

#Moulin Rouge:

Montmartre turunu tamamlayıp füniküler alanına geri dönerek Pigalle bölgesine geçeceğiz. Burada yapacaklarımız arasında, fünikülerin hemen karşı sokağında sağlı sollu dizilen ekonomik hediyelikçilerden tanıdıklarımızı sevindirmek üzerine kurulu o görevi gerçekleştirmek, sonrasında Rue Lepic’i takip ederek Amelie filminin de çekildiği Café des 2 Moulins‘e gidip bir mola vermek ve ardından da Moulin Rouge‘a yürüyerek bir turistik etkinliğin daha hakkını vermek var.

Pigalle bölgesi, bu ana kadar gördüğümüz Paris’ten fazlasıyla aykırı bir şehir düzenini kapsıyor. Aslında Redlight District, Amsterdam için neyse, burası da Paris için öyle. Hatta, yalnızca ‘sex shop’ların sıralandığı sokakları bile var. Gündüz gözüyle pek anlamıyorsunuz, ancak bölgeye akşam gelmeyi denerseniz konu daha açık hale gelecektir. 🙂 Şehrin bütün pis işleri burada dönüyor, kendinizi kollayın!

Moulin Rouge, Fotoğraf: Shutterstock

Moulin Rouge mevzusuna gelince, içkisiz 95 Euro ve içkili 105 Euro olarak belirlenen kişi başı ücretlerle önceden rezervasyon yaptırarak şovu izleyebilirsiniz. 1800’lü yılların sonlarına doğru açılan kabare, tüm yıl boyunca yetişkinlere özel erotik şovlar ve kankan danslarını içeren program ile misafirlerini ağırlıyor. Muhtemelen Nicole Kidman’ın başrolündeki ünlü Moulin Rouge filminden de hatırlarsınız. Şova ister gidin, ister gitmeyin ama mekanın dışındaki ikonik kırmızı değirmen figürü ile fotoğraf çekilmeden memlekete dönmek yok! Rezervasyon yapmak için bu linke bir göz atabilirsiniz. Moulin Rouge’a alternatif olarak değerlendirebileceğiniz diğer ünlü kabareler arasında Champs-Élysées’deki Lido ve Crazy Horse da bulunuyor. Fiyatları da birbirine çok yakın.

Pere Lachaise Mezarlığı,  Fotoğraf: Shutterstock

#Pere Lachaise Mezarlığı:

Başka şehirlerde mezarlıkta gezer misiniz bilmem ama Paris’e gelip Pere Lachaise‘yi görmeden dönmek olmaz. Burası kocaman bir açık hava müzesi gibi, tarihten bildiğimiz çok ünlü isimlere ve kendine has mezarlıklarının en güzel örneklerine ev sahipliği yapıyor. Park gibi mezarlık, insan dolaştıkça devam etmek istiyor. O kadar çeşitli örnekler, anıtlar, heykel ve lahitler var ki girişte size verilen haritada yer alan önemli isimlerin hepsiyle bir bir buluşmak istiyorsunuz. Amaç biraz da geçmişe yolculuk, yıllarca kitaplarını ve hayatlarını okuduğunuz, bazen en özel anlarınıza eşlik eden şarkılarını dinlediğiniz sanatçılarla dünya gözüyle de bir kez bir araya gelmek. Pere Lachaise’yi gezdiğimde Ekim ayıydı, her köşede sararan ağaçlar, yerlerde bir dolu yaprak. Bir daha kaç kere böyle bir ortamda yürüme hissine tadabilirsiniz bilmiyorum; bu yüzden gelmişken La Fontaine, Bellini, Moliere, Balzac, Oscar Wilde, Edith Piaf, Jim Morrison, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya gibi özel isimlere bir selam verip güzel çiçeklerinizden birer adet bırakmadan dönmeyin. Güvenlik konusunda tereddütünüz olmasın, Pere Lachaise’nin Türkiye’deki mezarlıklarla yakından uzaktan ilgisi yok.

Pere Lachaise Mezarlığı, Fotoğraf: Shutterstock

#Versailles Sarayı:

Büyüklüğü ve Fransız Barok üslubu ile göz kamaştıran Versailles Sarayı lüks ve ihtişam konusunda sınır tanımayan şato mimarisi ve bahçeleri ile Paris’in en muazzam turistik noktalarından biri. Yapının görkemi bir yana, içini ve koca bahçelerini dolaşmak 1 gününüzün tamamen alabilir. Bu yüzden, vaktiniz kısıtlıysa koşturmacalı bir program olmasın diye Versay Sarayı’nı bir sonraki sefere bırakmanızı öneririm. Saray merkezden 22 kilometre uzakta yer alan Versailles banliyosünde yer alıyor; ancak söz konusu Paris olunca, buraya da metro ve RER kodlu banliyo trenleri ile kolayca ulaşabiliyorsunuz.

Versailles Sarayı, Fotoğraf: Shutterstock

Başta bir av köşkü olarak düşünülen saray, yıllar içinde yapılan farklı eklemelerle bugünkü halini almış. Versay, Avrupa’nın en büyük sarayları arasında başı çekerken Fransa’nın da en muazzam yapılarından biri olarak dikkat çekiyor. Sarayın içi lüks konusunda hiç sınır tanımıyor, dekorasyon bir süre sonra sizi yoracak kadar yoğun ve ışıltılı. Sarayın en çok öne çıkan bölümleri arasında Şapel, Aynalı Galeri (Aynalı Salon) ve dönemin birçok saray peyzajını gerçekleştiren André Le Nôtre’nin tasarladığı geniş bahçe peyzajları yer alıyor. Sarayın iç mimarisini ve odalarını görmek için ayrıca bilet almanız gerekiyor, eğer sadece bahçeleri gezecekseniz ve özel bir zamana ya da etkinlik gününe denk gelmiyorsanız bahçeleri ücretsiz dolaşabilirsiniz. Şovların olduğu günleri buradan kontrol edebilir, turunuzu ona göre organize edebilirsiniz. Eğer, biletli bir alanı gezecekseniz mutlaka ama mutlaka biletinizi internetten alın. Sarayı, bahçeleri (müzikal şovların olduğu günler için, diğer günler ücretsiz), içerideki galeri ve süreli sergileri gezmek total olarak kişi başı 18 Euro, müzikal bahçeleri ve müzikli çeşme şovunu da dahil eden full paket biletini alırsanız o da 25 Euro.

Versailles Sarayı, Fotoğraf: Shutterstock

Paris’in ilk gününe Eyfel Kulesi’nde başlayıp, Trocadero Meydanı’nı turladıktan sonra önce Şanzelize’ye oradan da Arc de Troimphe’a geçmiştik. Louvre ve Les Arts Decoratifs müzeleri ile Tuileries Bahçesi’nden Concorde Meydanı’na geçtiğimiz turun detayları burada.

İkinci güne ise Saint-Germain-des-Prés’de ultra bohem bir kahvaltı ile günaydın demiştik. Orsay Müzesi, Lüksemburg Bahçesi, Notre Dame Katedrali ve Marais bölgelerinin takip ettiği programı Musee Picasso ve Centre Pompidou ile sonlandırdık. Bu yazıya da linkten ulaşabilirsiniz.

Paris ile ilgili diğer tüm fotoğraflarıma Instagram hesabım @nesemcelikkaya‘dan #journavelparis etiketine tıklayarak ışınlanabilirsiniz. Herhangi sorunuz olursa, sizleri Instagram hesabımın mesaj bölümünde bekliyorum! Şimdiden iyi yolculuklar!

Sacré-Cœur Bazilikası’ndan manzara