Tarihteki en eski yerleşimlerin ev sahibi olan Hatay; milattan önce 100.000’lere uzanan geçmişi ve çokkültürlü kimliğiyle uzun zamandır görmek istediğimiz bir şehirdi. Hatay’ı bu yılki seyahat planlarımıza hızlıca eklememizin birçok nedeni var; bunlardan biri de 2017 yılında UNESCO tarafından Gastronomi Şehri ilan edilmesi. Bu şehrin ne kadar lezzetli yemekleri olduğunu duymayan yok; o nedenle Hatay’ı yalnızca bir turistik gezi olarak düşünmek haliyle biraz haksızlık olur. Binlerce yıllık tarihini sadece sokaklarına ve mimarisine değil; sofralarına da taşıyan bir şehir burası. O yüzden ülkemizin Güney kültürü ile tanışıp zengin tarihini öğrenirken bir yandan da şahane yemeklerin tadına bakmak istiyorsanız gelmeniz gereken yer kesinlikle Hatay’dan başkası değil.

HATAY NEREDE

Akdeniz bölgesinin doğusunda yer alan Hatay; kuzeyinde Osmaniye, kuzeybatısında Adana, kuzeydoğusunda Gaziantep, batısında Akdeniz, güneyinde ise Suriye’ye komşu.

Akdeniz kıyısında konumlandığı için tarihte hep önemli bir liman kenti olmuş. Ayrıca; Asi Nehri’ne ve Amik Ovası’na ev sahipliği yapıyor.


HATAY’A NE ZAMAN GİDİLİR

Hatay’a her zaman gidebilirsiniz; ancak Güney şehirlerimizden biri olduğundan bizce yazın gezmesi pek de kolay değil. Özellikle, Hatay’daki yemek potansiyelini düşününce sıcaklarda bir yandan gezip bir yandan buraya özgü lezzetlerin tadına bakmak pek de iyi bir fikir olmayacaktır. Biz Mart ayında gezmiştik; size de bahar aylarında gelmenizi öneririz.

Antakya Sokakları, Hatay

HATAY HAKKINDA

Hatay’a Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler

Medeniyetler şehri Hatay ile buluştuğumuzda çoğu yeri restorasyonlar ve tadilat çalışmaları ile doluydu. Ancak; bunların nedeni tabii ki bu tadilatlar, renovasyon çalışmaları, belediyenin güzelleştirme çabaları değil. Buraya gelmeden önce muhteşem güzelliklerin süslediği, çok gelişmiş, bakımdan ışıldayan bir Anadolu şehri beklememeniz gerektiğini baştan söyleyelim. Geziniz esnasında da tadilat görmeye fırsat bulamamış, bazısı yıkık, çoğu yeri dökülen, düzgünse bile sprey boyalara teslim olmuş ve muhtemelen bu yüzden sizi sinir edecek birçok mimari göreceksiniz. Bizim gibi kısa sürede geziyorsanız şehrin düzensizliği ile bakımsızlığındaki arka planı net olarak anlamanız da açıkçası pek mümkün değil.

Bu ülkede siyasi çekişmelerin yaradığı bir insan bile yokken ve kalmamışken, bunun bir şehre olumlu olarak dönmesi ihtimal dahilinde değil. Ne yazık ki Hatay da bu sorunlardan nasibini hakkıyla almış. Fırsat bulur da yerlileri ile konuşma şansınız olursa eminim ki size bolca ödenek, izinsizlik, susuzluk ve mezhepler arası ayrım sorunlarından söz edecek. Neyseki; son derece aydın görüşlü bir şehri ziyaret ediyorsunuz ve siyasi çekişmelerin mahkum bıraktığı bakımsızlığın burada yaşayan halkla yakından uzaktan alakası olmadığını hemen anlıyorsunuz. Zaten, Hatay ile aranızda gerçek bir bağ kurmanızı sağlayacak olan da burada yaşayanlarla yapacağınız konuşmalar. Halkı gerçekten çok samimi, sıcakkanlı ve konuşkan.

Hatay küçük bir şehir olmasına rağmen, sınırda bulunması ve Suriye’ye yakın olması nedeniyle kendisinden beklenmeyecek derecede kalabalık ve kültür çeşitliliği olan bir yer. Özellikle, son yıllarda artan Suriyeli nüfusunun yanı sıra geçmişten bugüne yoğun bir Arap nüfusuna da ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle, sokaklarda gezerken Arapça konuşmalar duymak sizi hiç şaşırtmasın ki zaten Hataylıların çoğu da Arapça biliyor. Şehirdeki 1,5 milyonluk nüfusunun içinde yer alan mezhepler arasında Türk Alevileri, Hıristiyanlar, Arap Alevileri, Arap Sünnileri, Ermeniler ve Yahudiler de var.

3 gün ayırdığımız Hatay gezimizde en çok da bu çeşitliliği ve Hatay’ın aşırı lezzetli mutfağını sevdik. Tattıklarımızın gördüklerimizden kat kat fazla olduğu, künefe yemeye doyamadığımız ama tarihi noktalarına da bayıldığımız bir gezi oldu. Bu yüzden, lafı daha fazla uzatmadan buyursunlar Hatay’da Gezilecek Yerler Rehberi!

Antakya Sokakları

HATAY GEZİ REHBERİ 

#1 Eski Antakya Sokakları:

Hatay’a gelmeden önce internet üzerinde var olan Hatay ile ilgili yazılmış birçok yazı okuduk ve çoğunun gezi listesinde Eski Antakya Sokakları şeklinde bir başlık vardı; bu bölümü onlar için yazıyorum. 🙂 Bu kadar yazıda en tepede görünce, ister istemez kendi içimizde bir beklentiye girdik. Gerçek öyle değilmiş. Başta da yazdığımız gibi; ne Hatay’ın ne de Eski Antakya Sokakları’nın fotojenik bir özelliği yok. Tabii ki Antakya Sokakları’na gelin; ama yemek yemeye! 🙂 🙂 🙂

Eski Antakya Sokakları’na şehrin tarihi merkezindeki noktaları görmek için bir başlangıç noktası olarak kabul edebilirsiniz. Hatay şehrinin merkezine Antakya deniyor. Özellikle, yeme içme listesindeki birkaç yer arasında gidip gelirken bu sokaklardan bolca yürüme şansınız olacak.

Habib-i Neccar Camii

#2 Habib-i Neccar Camii:

Antakya 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiğinde inşa edilen Habib-i Neccar Camii, ülkemiz sınırları içinde yapılan ilk cami olarak kabul edildiğinden turizm açısından da önem taşıyor. Adını Neccar adlı bir marangozdan alan cami, eski bir tapınağın yerine yapılmış. Caminin avlusunu gezdikten sonra, komşusu olan Katolik Kilisesi ile Musevi Havrası’nı da ziyaret edebilirsiniz. Üç farklı inanışa ait mimarinin bulunduğu Kurtuluş Caddesi’ndeki bu bölge, bizce Hatay’ın mezhep çeşitliliğini gözlemleyeceğiniz en iyi yerlerden biri.

#3 Antakya Katolik Kilisesi:

Kurtuluş Caddesi’nde, Habib-i Neccar Camii’nin yanında yer alan ve halen aktif olarak hizmet veren Antakya Katolik Kilisesi, şehirdeki dini hoşgörünün en önemli sembollerinden biri. 1852 yılında o dönemin sultanından izin alınarak Eski bir Antakya evinin Fransız rahipler tarafından küçük bir manastıra dönüştürülmesi ile açılan Katolik Kilisesi, günümüzde 600 yıllık bir geçmişe ışık tutuyor. Avlusunu gün içinde ziyaret edebilirsiniz, biz içine girmedik.

Kurşunlu Han, Uzun Çarşı, Antakya

#4 Musevi Sinagogu: Havra

Musevi cemiyetini kullandığı Havra, ziyarete açık değil. 1700’lü yıllarda yapıldığı söylenen bu sinagogda, önemli gün ve bayramlarda törenler düzenleniyormuş. Bir diğer özelliği de içinde 500 yıllık el yazması bir Tevrat bulunması.

#5 Uzun Çarşı:

Kurtuluş Caddesi’nde cami, kilise ve havra ile Ekümenik Üçgen (ya da hoşgörü üçgeni) olarak geçen bölgede yer alan Uzun Çarşı, Anadolu şehirlerinde karşımıza çıkan geleneksel mimarilerden biri. El zanaatinden hediyelikçilere, peynircilerden baharatçılara ve giyime kadar birçok irili ufaklı mağazaya ev sahipliği yapan çarşı, Hatay’dan eli boş dönmek istemeyenler için birebir. Yolunuz buraya düşüyorsa kekik, zahter, kırma yeşil zeytin ve yöresel peynir alışverişinizi buradan yapabilirsiniz. Uzun Çarşı’yı küçük çapta bir Kapalı Çarşı gibi düşünebilirsiniz; ancak çok büyük bir beklenti içine girmemenizi öneririz. Zira, bundan çok daha fazla gelenekseli birçok şehrimizde mevcut.

Uzun Çarşı’ya gitmişken, şehrin 15 hanından en eskisi olan Kurşunlu Han’a da uğrayın. Zamanında Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan handa bugün kafeler ve künefeciler yer alıyor. Künefe demişken, en popülerlerinden Çınaraltı Yusuf Usta’ya da Kurşunlu Han’dan geçerek gidiyorsunuz. Yeri gelince detaylı bir şekilde anlatacağız. 🙂

Uzun Çarşı, Antakya

#6 Saint Pierre Kilisesi:

Dünyanın ilk mağara kilisesi olan Saint Pierre Kilisesi, Hatay’ın en önemli turistik noktlarından biri olarak Habib-i Neccar Dağı yakınında, Reyhanlı yolu üzerinde bulunuyor. Kilise, İsa’nın 12 havarisinden biri olan Saint Pierre’in, M.S. 29-40 yılları arasında, bölgede Hıristiyanlığı yayma amaçlı yaptığı toplantıların mekanı olarak biliniyor. Hıristiyanlık adının ilk kez bu toplantılarda koyulduğuna inanıldığı için Saint Pierre Kilisesi de Hıristiyan dininin ilk kilisesi olarak kabul ediliyor. Başta bir dağ oyuğu, daha sonra Haçlılar tarafından yapılan Gotik stildeki eklemelerle kilise halini alan yapı, içindeki mozaiklerle ve görünümü ile gezi listenizde mutlaka olmalı.

1983 yılında Papa VI. Paul tarafından Hıristiyanlar için Haç yeri ilan edilen Saint Pierre Kilisesi’nde bu sebepten her 29 Haziran günü ayin düzenleniyor. Saint Pierre Kilisesi’ne giriş Müzekart ile ücretsiz, kartınız yoksa kişi başı 20 TL.

Saint Pierre Kilisesi, Hatay

#7 Kharon Kabartması:

Saint Pierre Kilisesi’nin girişinden sola doğru çıkan patikayı takip ettiğinizde Yunan mitolojisinde Cehennem Kayıkçısı olarak geçen Kharon’un (Haron) portre kabartmasını görebilirsiniz. Helenistik dönemden günümüze kalan kabartma, kentte görülen veba salgını sırasında, halkı koruyacağına inanıldığı için şehre bakar konumda bu noktaya yapılmış.

Kharon Kabartması, patikadan düz yüründüğünde pek görülmeyecek bir noktada; çünkü önünde başka kaya oluşumları yer alıyor. Ancak; sağ yönde yukarı doğru bakarak ilerlerseniz seçmeniz mümkün.

Kharon Kabartması, Hatay

#8 Hatay Arkeoloji Müzesi:

Hatay’da yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan zengin birikimin sergilenmesi amacıyla, ilk olarak 1939 yılında şehir merkezinde açılan Hatay Arkeoloji Müzesi, 2014 yılında bugünkü yerine taşınmış. Gelmeden önce de biliyorduk ne kadar harika bir müze olduğunu ama gidip kendi gözlerimizle görünce resmen gurur duyduk! En ince ayrıntısına kadar her detayıyla düşünülmüş, son derece interaktif bir müze burası.

İçerisinde Prehistorik ve Paleolitik dönemden başlayarak Hatay’ın kuruluşunun gerçekleştiği Helenistik Dönem, mozaikleriyle Roma ve Bizans Dönemleri ve Hatay Ortaçağı Dönemi’ne ait çok sayıda eser bulunuyor. Çağ ve dönemlerine göre farklı bölümlere ayrılan müze, yazılı ve görsel anlatımlarıyla son derece modern bir yer haline gelmiş. Hatay Arkeoloji Müzesi’nde 35.000’in üzerinde arkeolojik eserin yanı sıra çok sayıda mozaiği de bir arada görme şansınız olacak. Müzede; Hitit Kralı II. Şuppiluliuma’nın Reyhanlı’da bulunan ve bu müzede sergilenen heykelini, ‘Neşeli ol, hayatını yaşa’ yazısıyla şarap içen iskelet mozaiğini fotoğraflamayı unutmayın. Giriş Müzekart ile ücretsiz, kartınız yoksa kişi başı 20 TL.

Şuppiluliuma Kral, Hatay Arkeoloji Müzesi

#9 Vakıflı Köyü:

Hatay’a gelmişken, Samandağ’da bulunan Türkiye’nin tek ve son Ermeni köyü Vakıflı’yı da gezmenizi öneririz. 35 haneli küçücük bir köy olan Vakıflı, tamamen Ermenilerin kurduğu, geçimini organik tarım ile sağlayan bir yer. Çok küçük olduğu ve gezecek çok fazla alanı olmaması nedeniyle kısa bir süre ayırmak yeterli olacaktır.

Köye girdikten sonra, karşınıza ilk olarak Vakıflı Köyü Çay Bahçesi çıkıyor. Buradaki park alanlarına aracınızı bırakıp gezi öncesi bir kahve molası verebilirsiniz. Bu çay bahçesinin etrafında, köyde yetişen organik ürünlerin, ev yapımı reçellerin satıldığı tezgahlar da göreceksiniz. Mola sonrası çay bahçesinin birkaç yüz metre ilerisindeki Vakıflı Katolik Kilisesi’ni gidebilirsiniz. Asıl adı Surp Asdvadzadzin Kilisesi olan bu yapının avlusu, Paskalya Dönemi’nde bir festival sofrasını ağırlıyormuş. Bu dönemde yolunuz Hatay’a düşerse, uğramayı atlamayın.

Samandağ’da görecekleriniz arasında Hıdırlı Köyü de bulunuyor. Meydanındaki dev Musa Ağacı ile bilinen Hıdırlı’yı gezmeye biz fırsat bulamadık; ama siz giderseniz bizim için hem ağacı görün, hem de burada bir gözleme yiyin. 🙂

Vakıflı Köyü, Samandağ/Hatay

#10 Titus Tüneli ve Beşikli Mağara:

Roma İmparatoru Vespasian tarafından Seleucia Pieria antik kentini sel baskınlarından korumak amacıyla akıntının yönünü değiştirecek şekilde yaptırılması emredilen Titus Tüneli, 7 metre yüksekliğe ve 1380 metre uzunluğuyla Samandağ’a 5 km uzaklıkta yer alıyor. Köleler tarafından, tamamen el gücü ile oluşturulan tünelin adı Vespasian’ın oğlu Titus’tan geliyor; çünkü başlangıcı Vespasian döneminde olsa da tamamlanması ancak Titus döneminde gerçekleşmiş.

Günümüzde ziyarete açık olan Titus Tüneli’ni görmek için öncelikle sahile yakın bir noktada aracınızı ücretsiz otoparka bırakıp patika yoldan 10-15 dakika kadar yürümeniz gerekiyor. Giriş Müzekart’ı olanlar için ücretsiz; kartınız yoksa kişi başı 8 TL. Bu ücret karşılığında, hem Titus Tüneli’ni hem de kaya mezarlarının olduğu Beşikli Mağara’yı gezebilirsiniz. Patikanın biraz ilerisinden sonra yol ikiye ayrılacak; biri Titus Tüneli’ne, diğeri Beşikli Mağara’ya gidecek. İsteğinize göre yönlendirmeleri takip etmeniz yeterli.

Titus Tüneli’ne gelme planınız varsa o günün hafta sonuna denk gelmemesine dikkat edin. Deneyimlediğimiz üzere Cumartesi ve Pazar günleri inanılmaz kalabalık oluyor ve geziden hiçbir şey anlamıyorsunuz. Biraz daha net konuşmak gerekirse, mümkünse hafta sonu hiç gelmeyin. Tünele gelirken dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da giyiminiz. Özellikle tünel içinde yürümek istiyorsanız ayağınızda sağlam bir ayakkabı olması şart. Şıpıdak terlik ve topuklu ayakkabı gibi şeyler giyip de buraya gelmek net olarak düşmekle sonuçlanır. 🙂

Titus Tüneli yolu, Hatay

#11 Harbiye Şelaleleri:

Hatay’ın Defne ilçesine bağlı olan Harbiye; şelaleleri, defne ağaçları ve yeşil doğası ile şehrin mesire yerlerinden biri. İlçe adını, su perisi Daphne’den almış ve burası da aslında Apollon ve Daphne efsanesinin ev sahibi. Hikayeye göre su perisi Daphne, kendisine aşık olan Apollon’dan kaçarken toprak anadan onu korumasını istiyor ve burada bir defne ağacına dönüşüyor. Buradaki şelalelerin de Defne’nin gözyaşları olduğuna inanılıyor.

3000 yıllık geçmişi olan Harbiye Şelaleleri, bol yeşili ile Hataylıların piknik yapmak gelmeyi tercih ettiği doğal güzellikleri ile öne çıkan bir yer. Harbiye Şelaleleri’nin çevresinde çok sayıda kafe ve piknik alanı bulunuyor. Turistik bir nokta olduğundan, çevresinde yöresel el işlerinin satıldığı tezgahlardan alışveriş de yapabilirsiniz.

Harbiye Şelaleleri, Hatay

#12 Karamağara:

Daha önceden yazılmış Hatay gezi rehberlerinde burayı hiç göremedik; neden kimsenin gitmediğini de anlayabilmiş değiliz açıkçası. Hatay’daki son sabahımızda erkenden uyanıp buraya gelmeseydik Hatay bizim için bir miktar eksik kalacaktı. Karamağara, Hatay’ın merkezine 1,5 saat uzaklıktaki Yayladağı kıyısında bulunan akvaryum gibi bir koy. Bize göre Hatay’ın Kaputaş’ı, söylenenlere göre eskiden korsanların ganimetlerini sakladığı yer. Burayı görmek için iki yolunuz var; biri Samandağ’dan kalkan teknelere binip direkt olarak denizden ulaşmak, diğeri ise Yayladağı ilçesinin içinden araçla seyir tepesine gitmek. Tekne ile gelirseniz mağarayı görüp yüzme şansınız da olur.

Merkeze biraz uzak olduğundan genellikle Hataylıların bildiği bir yer. Gelmek için öncelikle Harbiye yolunu takip etmeniz gerekiyor; zaten yön tabelalarını göreceksiniz. O güzergahtan Yayladağı ilçesine geldikten sonra yine okları takip ederek köy içinden devam edin. Yol asfalt ve düzgün ama oldukça virajlı. Karamağara koyuna inen kıvrımlı yolun başında kimlik kontrolü için jandarma bekliyor; çünkü sınıra çok yakın. Kontrol sonrası ise artık doğayla başbaşa kalıyoruz. Özellikle, bizim gibi Mart ve Nisan aylarında geliyorsanız kimsecikler yok. Dağ keçileri bir yandan, siz bir yandan, arada kekik ve yabani ot toplamaya gelen köylülerle 15 dakika daha gidiyorsunuz.

Koyda bir tesis de var. Geçen yazdan kalma tabelasında giriş ücreti ve otoparkın 5₺ olduğu yazıyordu. Biz sezon dışı bir tarihte gittiğimiz için bir şey ödemedik. Karamağra’nın akvaryum gibi kıyısını ve manzarasını kesinlikle çok sevdik.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Neşem Çelikkaya Bozdağ (@nesemcelikkaya) on

#13 İskenderun:  

Hatay’daki ilk gecemiz için merkezde konaklayacak otel bulamayınca düştük İskenderun yollarına. Burada iki önceliğimiz vardı; ilki İzmir’in kordonundan hallice olan sahilinde günbatımına karşı bir akşamüstü yürüyüşüne çıkmak, diğeri ise İskenderun’un ünlü Petek Pastanesi’nde tatlıya ve künefeye doymak. Gerçekten de sahile indiğimiz anda pembeli bir günbatımına şahit olduk, palmiyeler arasında yürürken kendimizi İzmir’imize kavuşmuş saydık. Vaktiniz varsa, bir akşamüstü İskenderun’a da gelin; akşama da Arsuz’daki Sahil Restauran’te bi’ rakı-balık keyfi yaparsınız artık.

 

İskenderun Sahili, Hatay

HATAY’DA NE YENİR: HATAY YEME İÇME ÖNERİLERİ 

Söz konusu Hatay olduğunda, şu küçük alana Hatay yeme-içme önerilerimizi sığdırmak pek mümkün olmadı. Hatay’da Ne Yenir diyenleri Hatay Yeme İçme Rehberi’mize davet ediyoruuuz! 🙂

Ali Mürdün’ün Yeri, Hatay

HATAY’DA ULAŞIM: HATAY’DA ARABA KİRALAMA VE TOPLU TAŞIMA

Hatay’da ulaşım konusu aslında yukarıdaki listeden kendinize nasıl bir plan çıkaracağınızla doğru orantılı değişiyor. Eğer, vaktinizin çoğunu Hatay’ın merkezi olan Antakya’da geçirecekseniz araba kiralamanıza pek de gerek yok. Zaten tarihi bölgeye araçla giriş de yapamıyorsunuz. Eğer, Antakya dışında da gezeceğiniz yerler olacaksa, örneğin İskenderun’a, Hatay Arkeoloji Müzesi’ne, Titus Tüneli’ne veya Karamağara’ya gidecekseniz işte o zaman toplu taşıma ya da taksi kullanmanız gerekir.

Bizce Antakya haricinde göreceğiniz yerler birbirine çok da yakın değil, bu yüzden yürüyerek bir yerden bir yere gitmek pek mantıklı olmuyor. Taksi kullanma niyetindeyseniz arabaya bindiğiniz gibi taksimetreyi kontrol etmenizi öneririz; çünkü Hatay’da taksilerin fiks fiyat üzerinden çalışmak gibi bir anlayışı var. Ancak, bu fiks fiyatlar hiçbir yerde yazılı bulunmuyor. Sonunda da şoför ne derse onu ödüyorsunuz. En iyisi, taksimetreyi ısrar kıyamet de olsa açtırın, en azından içiniz rahat etsin. Bizim başımıza geldi, oradan biliyoruz. 🙂

Biz daha rahat hareket edebilmek için havalimanından araç kiraladık. Arsuz’a giderken kullandığımız taksi dışında hep kiralık aracımızla gezdik.

 

Titus Tüneli, Hatay

HATAY’DA NEREDE KALINIR

Hatay gezileri için en keyifli konaklama alternatifleri bizce Antakya’daki konak otellerden oluşuyor. Tabii uyarmakta fayda var; sayıca az oldukları ve az odalı hizmet verebildiklerinden konak otelde kalmak gibi bir isteğiniz varsa biraz erken harekete geçmek gerekli. Yerler çabuk doluyor.

Eğer, bizim yaptığımız gibi otel seçmekte geç kalırsanız bir gününüzü İskenderun sahilindeki bir otelde, bir gününüzü de Hatay’daki konak otellerden birinde konaklayacak şekilde organize edebilirsiniz. Hatay ile İskenderun arası araçla yaklaşık 50 dakika sürüyor ve İskenderun’da otel bulmak Hatay’a kıyasla kesinlikle daha kolay.

Konaklama önerilerilerimizle birlikte Hatay’da Gezilecek Yerler rehberimizin de sonuna geldik. Hatay ile ilgili tüm fotoğraf ve notlarımıza Instagram’da @nesemcelikkaya hesabından #journavelhatay etiketi ile ulaşabilirsiniz. Bizi takip edin, birlikte gezelim!

Harbiye Şelaleleri, Hatay