1 YILLIK SCHENGEN VİZESİ NASIL ALINIR: UZUN SÜRELİ VİZE ALMA TAKTİKLERİ

22 Mayıs 2017

YEMYEŞİL DOĞASI İLE DOĞU KARADENİZ’DE GEZİLECEK YERLER

22 Mayıs 2017

DOĞU KARADENİZ’DE MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 YER

22 Mayıs 2017

Doğu Karadeniz gitmeyi uzun yıllardır düşlediğimiz ama gezilecek yerlerinin çokluğundan ‘oraya üç gün yetmez, dört günde Karadeniz gezilmez’ diye diye ertelediğimiz bir coğrafya oldu hep. Bir yerden sonra, keşfetme merakımız zaman odaklı çekinceleri de yendi. Bu sefer ön yargıları geride bıraktık, üç günde nereleri gezmiyoruz ki diyerek yola çıktık. Özellikle, yayla sezonu haricinde bulunan çok çok uygun uçak biletleri sayesinde üç günde Doğu Karadeniz turu yapılabileceğini, yeşilin onlarca tonu içinde hayal gibi gelen bir gerçeklik içinde en güzel şekilde öğrendik.

Doğu Karadeniz bize çok iyi geldi; stresten ve kaostan arındık, yenilendik. Buranın doğası bir başka, ilk kez binalar değil de yeşilin tonları eşlik ediyor insana. Öyle cömert ki Karadeniz; kan kırmızı çayını içmeden, ağaçlarını kucaklamadan, yaylalarında salınmadan, muhlamasıyla, fasulyesi ve pidesiyle şifa bulmadan, Fırtına’nın sesinde dinlenmeden, ezgilerinde neşelenmeden gezileriniz biraz eksik. Bu yüzden, bize inanın ve ertelemeyin. Görmek istiyorsanız Trabzon’a uçak biletinizi alın ve yola koyulun. Havalimanından aracınızı kiralayın; yayla gezisi yapacaksanız arazi aracı, şehir ve köy gezecekseniz standart araçla idare edebileceğinizi unutmayın. Bu yazıda rotanızı oluştururken size yardımcı olacak, Doğu Karadeniz’de mutlaka görülmesi ve gezilmesi gereken yerler listemi paylaşıyorum. Listede görmediğimiz bir yer yok; aklımızda ve kalbimizde ne yer ettiyse, hadi gelin bir de birlikte bakalım!

Sümela Manastırı yolu, Maçka

#1 Trabzon Müzesi:

Trabzon’un çarşı kalabalığından sıyrılarak, şehirde İtalya’daymış gibi hissedeceğiniz o muhteşem konak ile başlıyoruz. Kostaki Konağı olarak da bilinen bu muhteşem ev, bir dönemin ünlü bankeri Kostaki Teophylaktos’un isteği üzerine yapılmış. Yapılışının arkasında bir aşk hikayesi olduğu söyleniyor;  Teophylaktos aşık olduğu kız ile evlenemeyince varını yoğunu nispet yapmak için bu eve yatırıyor. Ev, tamamen İtalyan işçiliği ile dekore ediliyor, her köşesi dönemin trendlerine göre süsleniyor. Öyle ki, içine girdiğiniz an karşınıza çıkan bu muazzam mimari ile Kostaki Konağı’nın bahçesi ayrı, odaları ayrı göz alıyor. Ne var ki Teophylaktos, ev tamamlandıktan kısa bir süre sonra iflas edince tüm varlığına el koyuluyor. Ve sonra bu ev, Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınıyor. Milli Mücadele Dönemi’nde karargah binası olarak kullanılan konak, 1924 yılında şehre ilk kez gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün de konakladığı yer olarak öne çıkıyor. Günümüzde Trabzon Müzesi olarak hizmet veren konakta; arkeolojik ve etnografik eserlerin yanı sıra İtalyan mimarisine ait detayları ve Atatürk’ün odasını da görebilirsiniz. Trabzon Müzesi’ne giriş 5 TL.

Trabzon Müzesi

#2 Tarihi Kalkanoğlu Pilavı:

Doğu Karadeniz doğasıyla olduğu kadar lezzetleriyle de ünlü. Trabzon turunuz esnasına 150 yılı aşkın geçmişi ile Tarihi Kalkanoğlu Pilavcısı’nı da listede bulundurmak şart. Mekanın hikayesi 1856 yılına dayanıyor. O zaman padişahın baş pilavcısı olan Kalkanoğlu lakaplı Süleyman Ağa, şehirdeki yiyecek eksikliğinin giderilmesi amacıyla Trabzon Valisi tarafından şehre davet ediliyor. Süleyman Ağa, valinin davetini geri çevirmeyerek Trabzon’a geliyor, sonrasında da buraya yerleşiyor. Herkesin eşit yemek alabilmesi için dükkanında ilk yıllardan beri pilavı tartarak, gram ile pilav dağıtan Süleyman Ağa’nın geleneği bugün halen aynı şekilde sürüyor. Her tarihi mekanın bir usülü var; Kalkanoğlu’nda kavurmalı pilavı hoşafla yemek gerek. İki kişi yaklaşık 50 TL hesap ödüyorsunuz; kemik suyunda pişirilen pilavın lezzetine ise diyecek yok.

Tarihi Kalkanoğlu Pilavcısı

#3 Sümela Manastırı:

Doğu Karadeniz rotasına başlamışken, Sümela Manastırı’nı görmemek olmaz. Trabzon’un Maçka ili sınırlarındaki tarihi manastırın Bizans İmparatorluğu’nun 375-395 yılları arasına denk gelen zamanında, Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronios isimli iki rahip tarafından kurulduğu düşünülüyor. Binlerce yıl önce insan gücü ile bu manastırın nasıl yapılabildiği akılları kurcalarken, ihtişamı da gelenleri ağızda açıkta bırakacak şekilde etkiliyor. Deniz seviyesinden 1.150 metre yüksekte yer alan konumu ve Maçka’nın Karadağ’ındaki kayalıklara kurulmuş yapısı ile ülkemizin mucizevi güzelliklerinden biri olarak öne çıkan Sümela Manastırı; kilise, şapel, mutfak, öğrenciler için hazırlanmış odalar, misafirhane, mutfak ve kütüphane gibi bölümlerden oluşuyor.

Restorasyon sürecinde olduğu için 2018 yılına kadar ziyarete kapalı olan manastıra yine de gidebilir, çevresini dolaşıp Sümela’yı uzaktan da olsa görebilirsiniz.  Mevsime göre, yılın çoğu günü sisli olan manastırı fotoğraflamak için şans sizinle olsun, Haziran ayı itibariyle rahatça görmek mümkün.

Sümela Manastırı

#4 Hamsiköy:

Trabzon turunuzu Sümela Manastırı ile tamamlarken, Rize yoluna Hamsiköy’ü eklemek gerek. Aynı manastır gibi, Maçka ilçesine bağlı olan Hamsiköy’ün ünü mis kokulu sütlacından geliyor. Yine bir yeşil çılgınlığının ortasındaki Hamsiköy, çevresindeki 5 küçük köyün birleşimiyle oluşmuş ve adındaki ‘hamsi’ de Arapça’da beş anlamına gelen ‘hamse’den geliyor. Yani, burada ‘hamsi’ aramayın. 🙂

Hamsiköy’de bu ünlü sütlaçlardan yiyebileceğiniz çok yer var; tabii köyün ilki olan Yayla Lokantası’nda, yani diğer adıyla Osman Usta’nın Yeri’nde yemenin anlamı bir başka. Kendisini Google’da arattığınızda göreceksiniz, Trip Advisor’da bile onun adı veriliyor. Osman Usta’nın sütlacı, anne elinden çıkmış gibi doğal ve tabii ki şaşırmayacağınız üzere süt kokuyor. Çok da sık bulamadığımız doğallıktaki sütlaçları çok seveceğinize eminim. Osman Usta’nın Yeri’nde bir kase sütlacın fiyatı 6 TL; lezzetini daha iyi almanız için fındık koymuyor.

Hamsiköy sütlacı

#5 Çinçiva Köyü:

Rize’de gezilecek yerlerin başında gelen Çamlıhemşin, Fırtına Deresi’ne komşuluk eden konumu ile tam anlamıyla oksijen merkezi. Görkemli dağları ve yeşilin binbir tonunu sunan doğası ile Çamlıhemşin’de görmeniz gereken ilk yer eski adıyla Çinçiva, yeni adıyla Şenyuva Köyü. Çinçiva’yı bir dönem çekimlerine ev sahipliği yaptığı Sevdaluk dizisinden bilirsiniz, köyde izlerine hala rastlamak da mümkün. Çinçiva’ya gelişinizi sabah erken saatlere planlarsanız, Fırtına Deresi’ne karşı Çinçiva Kahvesi’nde geleneksel kahvaltının keyfini sürebilirsiniz. Özellikle tereyağı, peynir ve mısır unundan yapılan mıhlaması (Trabzon’da kuymak) ile ünlü kahvenin kahvaltısı üzerine, hemen karşısındaki Zua Coffee’den de kahvenizi alıp biraz ilerideki 157 yıllık Taş Köprü ile gezinize devam edebilirsiniz. Çinçiva Kahvesi her gün, Zua Coffee Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri açık. Bugüne kadar gördüğüm en nevi şahsına münhasır kişilerin yaşadığı Çamlıhemşin, Doğu Karadeniz gezinizi çok renklendirecek; yemyeşil doğası da cabası. Buradan ayrılmanın çok da kolay olmayacağına eminim.

Çinçiva Kahve’de muhlama, Çinçiva köyünün tarihi taş köprüsüne karşı

#6 Zilkale:

Doğu Karadeniz’de mutlaka görmeniz gereken yerlerden bir diğeri Zilkale. Fırtına Vadisi’ndeki yüksek bir tepede, batı yamaçları üzerinde konumlanan Zilkale tarihinin Orta Çağ’a uzandığı düşünülüyor. Doğal sit alanı içindeki Zilkale; gizli geçitleri, surları ve iç kalesi ile zamanında Rize’de bulunan diğer kaleler gibi kervan yolunun güvenliğini sağlıyormuş. Çamlıhemşin’in merkezinden yarım saat, Çinçiva köyünden on dakika uzaklıktaki kaleye giriş 3 TL. Gelmişken, hemen yanındaki Kaledibi Kafe’de molanızı verebilir ya da köy kahvaltısı için günün ilk rotasını buraya kurabilirsiniz.

Zilkale, Rize

#7 Palovit Şelalesi:

Rize’nin en yüksek debili şelalesine merhaba deyin! Zilkale’den 10 dakika sonra ulaşacağınız Palovit, 15 metre yükseklikten dökülüyor. Kaçkar Dağları Milli Parkı’nın içinde yer alan bu eşsiz şelale, adını da bulunduğu Palovit Vadisi’nden alıyor ve Çamlıhemşin’in trekking duraklarından biri. Palovit Şelalesi’ne dilediğiniz araçla gidebilirsiniz, yolu standart araçlar için de oldukça uygun.

Palovit Şelalesi

#8 Doğu Karadeniz Yaylaları:

Karadeniz, insanın aklına hemencik eşsiz yaylalarını da getiriveriyor. Özellikle yaz aylarında düzenlenen türlü türlü şenlikleri ile bölge halkının ve turistlerin büyük ölçüde ilgisini çeken Karadeniz yaylaları konusunda Doğu Karadeniz Bölgesi’nin de hakkını vermek gerek. Rize’de Ayder, Pokut ve Gito gibi son yıllarda çokça popüler olan yaylaların yanı sıra Elevit, Trovit, Palovit, Samistal, Sal, Çat, Avusor ve Hazindak da görülmeye değer. Trabzon’da Sis Dağı ve Haldizen başı çekerken, heyelan sonucu oluşan Sera Gölü’nün çevresini de listeye ekleyebilirsiniz. Artvin’de uzun vakti olanlar sınırdaki Maçahel’i alternatifler arasına alabilir. Bu rotayı tamamen yaylalar üzerine hazırlamak isteyenler, seyahatlerini Mayıs sonu itibariyle gerçekleştirmeli. Bu tarih öncesinde yollar ve bu civardaki pansiyonlar mevsimsel şartlardan ötürü kapalı oluyor. Her mevsim açık ve yolu son derece rahat olan Ayder dışındaki yaylalar için yollar bol virajlı ve zorlayıcı olduğundan, arazi aracı kiralamayı unutmayın.

Ayder Yaylası

#9 Çayeli Lale Lokantası:

Rize’de yeme içme mekanı araştırırken en sık gördüğüm cevaplardan biri Lale Lokantası olmuştu. Sonrasında Karadenizli arkadaşlarıma da sordum, Lale’de kuru fasulye yemeden gelme dediler. Biz de dönüş yolunda işi gücü bıraktık, Lale’nin yoluna koyulduk. Hiçbir yoruma bağlı kalmadan şunu söyleyebilirim ki hayatımda yediğim açık ara en iyi fasulye Lale Lokantası’nın. Tabii ki eşlikçilerinden de mahrum kalmadık; gelmişken kavurmasında, pilavından da söyledik. Fotoğrafları çekerken bir tane de sütlaç geldi masaya. Onu da geri göndermedik. Birer porsiyon fasulye, birer az pilav, bir porsiyon kavurma, 2 ayran ve 1 sütlaç için hesap ödeyecektik ki bir daha ne zaman yeriz bilemediğimiz o harika sütlaçtan 2 adet de yol için paketlettik. Lale Lokantası’na toplamda 83 TL ödedik. İsterseniz tereyağından, fasulyesinden alabiliyorsunuz. Biz almadık, ‘bir daha gelmeye bahanemiz olsun diye’ bu tip şeyleri eve taşımıyoruz; çünkü buraya bir gün yine geleceğimizi biliyoruz.

Çayeli Lale Lokantası, Rize

#10 Borçka Karagöl:

Doğu Karadeniz’in cennet köşelerinden biri de Borçka’daki Karagöl. Artvin’in merkezinden yaklaşık 60, Borçka’dan 27 km uzaklıkta olan Karagöl, Klaskur Yayla’sına yakın bir tepede gerçekleşen heyelan sonucu oluşmuş. Bu özelliği ile bir heyelan gölü olan Karagöl, hem huzurlu doğası hem de bol yeşili ile planlara dahil edilmeli. 2002 yılında Tabiat Parkı ilan edilen Borçka Karagöl’ün kıyıları kamp ve karavan turizmi için de bir hayli popüler; kamp için gerekli ekipmanları da yakınlarından temin edebiliyorsunuz. Günübirlik gelme planı yapanların da son derece keyifli bir gün geçireceğine eminim; Borçka sonrasındaki yolları virajlarından dolayı bir hayli yorucu olsa da göle geldiğinizde bundan eser kalmıyor. Gölü bir tablo gibi süsleyen Karçal Dağları sizi öyle bir kucaklıyor ki size Karagöl’de sadece gönlünüzce vakit geçirmek kalıyor.

Doğu Karadeniz ve diğer tüm seyahatlerim için, beni Instagram hesabım @nesemcelikkaya‘dan takip edin, birlikte gezelim!

Kış sonrası Borçka Karagöl, Artvin