SAINT GERMAIN’İN 2 GÜZELİ: CAFE DE FLORE & LES DEUX MAGOTS

29 Aralık 2016

VENETO’DA 2 AŞK ŞEHRİ: VENEDİK & VERONA

29 Aralık 2016

2016’NIN SEYAHAT ÖZETİ: FAKAT İYİ GEZDİK

29 Aralık 2016

Hepimiz hemfikiriz sanıyorum; 2016 her yönden zor bir yıl oldu. Çoğu gününde sınandığımı hissettiğim, ilk çeyreğini derin bir depresyonla geçirdiğim için bu yıla çok da iyi başladığımı söyleyemem. İlk aylarında, bir şeylerin neden böyle gittiğini düşünürken, kendimi buna fazlaca kaptırmış olduğumdan iyi günlerimin sadece seyahatte olduğum anlardan oluştuğunu da tahmin etmeniz zor değil. İlginç bir durum; her şeyi farkında olarak yaşıyorsun ama silkelenmeye kalktığında üzerine garip bir miskinlik çöküyor. Hiçbir şey yapamıyorsun. Birkaç ayımı evin açık gri kanepesinde, sağ köşede tüneyerek geçirdikten sonra bir şeyler iyi yönde düzelmeye başladı. Böyle zamanlarda, kendimizle savaşırken çok alakasız şeylerden uyanabiliyoruz. İyi ki ve neyse ki.

Sadece kendimle ilgili değil tabi hiçbir şey. Çevremde ve ülkemde olan mutsuzluk ve umutsuzluk dolu her şeyin gelip etrafımda dolanmaktan bıkmaması, bir süre sonra gece başımı yastığa koyduğumda kendimi taşıyamaz hale geldiğimi anlamamla son buldu. Tabii, bir de ayların yapılamayanlar listesi beynini meşgul ederken yapamadıklarının ve yapmak istediklerinin çarpışmasını izliyorsun. Bazen, çok şey yapmak isteyip hiçbir şey yapamamış olmayı da deneyimliyorsun. Evet, insan ne çok şeyi bir arada yapmak istiyor, kalbi ne çok şey için çarpıyor ama ne kadar çok şeyden sadece bir şeyi yapabilmek için vazgeçiyor ya da her şeyi bir arada yapmak isterken aslında hiç de bir şey yapamıyor. Ne umutlarla başlayan 2016, ilk yarısında daha koca bir çöp olurken, bir yandan da geri kalanı işe yarar hale gelmek için artık beni bekliyordu. Yazın ortasında şunu anladım ki beni bu hayata motive eden en güzel şeylerden biri seyahat ve eğer seyahat etmediğim bir dönem yaşıyorsam büyük oranda mutsuzum; çünkü kendimi iyileştiremiyorum.

Neyse ki yıllardır hayalini kurduğum ve Okan’la Eylül ortası gerçekleştirdiğimiz Ligurya turu beni tahminimden daha hızlı iyileştirdi. Şanslıydım ki arkasından başka güzel şehirler için de gün saymaya başladım. Şimdi yılın bitmesine saatler kala, geri dönüp baktığımda, ilk olarak bu yıl bana çok iyi gelen gezilerimi anımsıyorum. Her biri için, bir sebepten iyi ki diyorum ve şimdi bir kere de birlikte gezmek için buraya mini bir özet bırakıyorum.

Milano Katedrali, Duomo

Ocak / İkinci Evde Yıla Merhaba: Milano 

2016’daki ilk seyahatimiz pek sevdiğimi takip eden herkesin çok iyi bildiği Milano’ya oldu. Viyana yazımdan anlattığım üzere, hava yolu şirketlerinin başlattığı kampanyalarda aklımı kaybedebiliyorum. Kampanya biletini alırken yaptığım küçük bir hata (!), bana tek yön yurt dışı gidiş biletini açığa çıkarınca haliyle bana da uygun fiyatlı bi lokasyon seçme ve bir de dönüş bileti bakma mecburiyeti doğurdu. 🙂 Okan, tabii ki bu işe pek mutlu olmadı 🙂 ama ben bir taşla iki kuş vurduğum için halimden çok mutluydum. Viyana biletiyle birlikte, Milano’ya da bilet almış olduk. Tabii, Ocak ayında çoğu yerin sevimsiz olduğu gerçeği Milano’da da değişmedi. Bol yağmurlu, her zamanki gibi gri mini bir gezi geçirdik. Yine de, insanın ikinci evi gibi gördüğü yerde bunların pek önemi olmuyor. Havanın kötü oluşunu bahane ettik, Ocak ayında Milano’nun yeni mekanlarını gezdik. Bu gezinin biletlerinden biri ücretsiz, diğeri de kredi kartı mili ile alındığı için ulaşıma para ödemedik. Otelimiz o dönem tadilatta olduğu için, 2 gecelik 550 TL’ye geldi. Birçok mekan gezdiğimiz Milano’da konaklama dahil 1200 TL harcadık. Bu yazıyı hazırlarken fark ettim ki Journavel’a Milano ile ilgili güncel bir gezi yazısı eklememişim. Yeni yılda ilk işim bunu mekanlarla birlikte 2 ayrı yazı olarak hazırlamak olacak. O zamana kadar daha önce themagger.com’da paylaştığım bu gezi yazısından ve Milano’daki En İyi Dondurmacılar listemden faydalanabilirsiniz.

Cioccolatitaliani, Milano

Ocak / Sürrealist Barselona’da Bahar Görünümlü Kış Tatili 

Barselona gezimizin hikayesi bir önceki yıla dayanıyor. 2015’in yaz aylarında 870 TL’ye 2 kişilik tur bulunca, çok düşünmeden satın aldık. Çünkü aynı tarihlerde bilet baktığımızda iki kişinin sadece ulaşım bütçesi 1300 TL’ye geliyordu. Bildiğiniz gibi, Barselona birçok Avrupa şehrine göre daha güneyde olduğu için en kış dediğimiz Ocak ayında bile sonbahar gibi, haliyle bilet fiyatlarının yarıya inmesi gibi bir şey pek göremiyorsunuz. Durum böyle olunca, tur paketini almak mantıklı geldi. Sanırım planımızı anladınız 🙂 Amacımız, otel merkezde ya da merkeze yakınsa ulaşım ve konaklamayı tur ile karşılayıp kendimiz gezmekti. zaten 3 gün için öyle yoğun bir gezi programımız vardı ki arkamızda 30 kişiyi taşıyacak bir tura katılmamız mümkün değildi. Yeni yıl gelene kadar turu ödedik, bitti. Baktık ki otel de merkezden çook uzaklarda, Booking’de biraz tarama yapmak farz oldu. Şanslıydık; 3 gecemizi Hesperia Ramblas adlı otelde, hem de Las Ramblas’ın göbeğinde geçirdik. Mevsimden dolayı buraya da 710 TL ödedik ve müzelere de verdiğimiz rakamlarla birlikte 3 günlük geziler için belirlediğimiz 2.500 TL sınırını geçmedik. Gün içinde 30.000 adımlarda, Barselona’nın altını üstüne getirdiğimiz gezimizin detaylı yazısı burada, mekan notlarımı da buradan okuyabilirsiniz. Şehre ilk kez gidecekseniz, Yeni Başlayanlar için Barselona yazımı da ayrıca öneririm.

Park Güell, Barselona

Mart / Orta Avrupa’nın Lezzet Başkenti Viyana

Geldik, yılbaşında bir anda Milano’ya gitmeme neden olan lezzetli Viyana turuna! 2015 sonunda nereye gitsek diye düşünürken, hava şartlarından dolayı Amsterdam’dan vazgeçip kendimizi Viyana’ya bilet alırken bulmuştuk. Mart ayında gezecek daha renkli şehirler tabii ki bulabilirsiniz; ancak biz daha çok gezebilmek için bazı kalemlerle bütçe limiti koyduğumuzdan bu şartlara sadece iki şehir uyuyordu. Bu nedenle, seçenekleri ikiye eleyip, Amsterdam’ın Mart soğuğuna güvenemeyerek tercihimizi Viyana’dan yana kullandık. Avusturya; daima merak ettiğim bir ülke. Başkentten başlamak da iyi bir fikirdi. Çok lezzetli bir tur yaptığımız ortada, ancak gitmek için doğru zaman kesinlikle bu mevsim değil. Şehir, çok iyi korunmuş emperyal mimarilerin ışıltısıyla dolu. Buraya gelmek için bir diğer neden de insanı lezzet komasına sokacak yiyecek alternatifleri ve tarihi yüzlerce yıla dayanan eşsiz kafeler. Bence bahar aylarında, ağaçlar henüz yeşermişken ya da yapraklarını henüz döküyorken gezmesi çok da keyifli oluyordur. Notlarımı incelerken, bu mesajımı da göz önünde bulundurursanız eminim daha mutlu edecek bir plan çıkarırsınız. Bu şehirde, hiçbir yere gitmeden saatlerce oturmak isteyeceğiniz mekanlar, tok olsanız bile geri çevirmeksizin tabak tabak yiyebileceğiniz yemekler var; Naschmarkt’ta geçen süpersonik saatleri ve konseptler ötesi müzeleri de unutmamak lazım. Yeni yılda, Viyana ile ilgili ekleyeceğim iki yazım daha olacak. Beklemede kalın! 🙂

Rathaus, Viyana

Nisan / Kız Kıza Alaçatı Keşifleri

Yaz öncesi, pek yakın arkadaşım canım Simay‘ımla kız kıza Alaçatı gezisi organize ettik. Tahmin edeceğiniz üzere, Okan bazı fotoğraf çekim anlarında baygınlık geçirebiliyor. 🙂 Alaçatı’nın konseptini de göz önünde bulundurunca, sevgili eşime bu eziyeti yapmayayım diyerek ‘kız kıza’ temalı, bol keşifli bir tur planladık. Alaçatı konaklamamızı Instagram dünyasında rastlayabileceğiniz Katre Otel’de gerçekleştirmiştik, ancak ne yazık ki şu an Katre o bildiğimiz yerinde değil 🙁 Yeni Katre açılana kadar, kısa Alaçatı özetim burada. Bu yaz, sezon öncesi tekrar giderek güzel mekanlarını yeniden deneyimleyeceğim. O zaman biraz da kafe ve restoran odaklı bir yazı ile yaz öncesi sizlerle olacağıma emin olabilirsiniz! Yazı gelene kadar bu yazıya denk gelen olursa diye, konaklama ile ufak bir not bırakmak istiyorum. Yolunuz buralara düşerse, Peremere Otel’i ve içinde yer alan Yaya Raw’ın mutfağını tek geçiyorum.

Kuşkafesi, Alaçatı

Mayıs / 19 Mayıs Bahane, Bozcaada Şahane

Ne zaman ki Okan’ın doğum günü yaklaşıyor, o zaman iş ile ilgili uzak bir yere plan yapamayacağım bir döneme giriyorum. İstisnasız hep böyle oluyor; benim doğum günlerimde en tatlı gezileri planlıyoruz, Okan’a gelince planlar bozuluyor. Ama bu yıl, gidişatı biraz bozmaktan zarar gelmez diyerek, 19 Mayıs’ı da bahane edip Bozcaada’ya doğru yola çıktık. Geziyi planladık demiyorum; çünkü tarihlerimiz canım küçükmartha’mla da tutunca bizim turu biraz Özüm ve Baransel hazırladı gibi oldu. 🙂 Biliyorsunuz onlar adanın muhtarı, bu yüzden yazı önerimi tabii ki Özüm’ün blogundan veriyorum. Ek olarak; Mayıs ayının doğum günü temalı gezisinde Harmani Tatil Çiftliği‘nde kaldık, zaten çok yoğun bir döneme denk geldiğimiz için fazla alternatifimiz yoktu. Oksijeni bol, odaları pek temiz, bahçesinde yayılmalık bu çiftlikte 2 gün geçirmek bize çok çok iyi geldi. Sanırım bir dahaki gidişimizde yine burada kalacağız. Bu arada, Ocak ayında bir Bozcaada yazısı hazırlamak için defterime not düştüm, en kısa zamanda sizinle olacak!

Rengigül, Bozcaada

Temmuz / Büyükada’da Hafta Sonu 

Mayıs sonu itibariyle işlerin yoğunluğu artınca, seyahatlere biraz mola verdik. Zaten, derginin Ağustos sayısı için hazırlayacağım Büyükada rehberi hafta sonluk ada kaçamağını da gerektiriyordu; ancak ülkemizin siyasi açıdan kargaşa dönemine girmesiyle planlar biraz bozuldu. Herkes için stres, gerginlik ve acaba’larla geçen Temmuz ayı sonuna ancak organize olurken, bu molanın bize de iyi geleceği daha plan aşamasında belliydi. Büyükada turumuzu özellikle hafta sonu dışında kurguladık; Cumartesi ve Pazar’ın sabit kalabalığına bir de Arap turistler eklenince ada biraz çekilmez olabiliyor. Rahat dolaşabilmek, sokaklarda normal şekilde yürüyebilmek ve kalabalıktan sinir krizine girmemek için adayı hafta içi gezmek bizim için son derece mantıklı bir seçim oldu. Büyükada turumuzda, adanın en yenisi olan Sergüzeşt Otel‘de kaldık. Klasik ada mimarisine zıt olarak modern detaylar içeren bu tatlı köşk, hem konforu hem de sıcaklığı ile buradaki evimize kavuşmuş gibi olduk. Yeni açılan mekanları ve ada hayatına canlılık getiren noktaları paylaştığım, biraz da gezi rotası aktardığım yazımı buraya bırakıyorum.

Büyükada, İstanbul

Ağustos / Sonbahar Öncesi Kapadokya Mutluluğu

Ağustos ayı biterken, Okan ile birlikte tekrar yollardaydım. Kapadokya; doğal güzellikleri ve mistik havasıyla insana her daim iyi geliyor. Seyahat etmeyi ve keşfetmeyi seven herkesin mutlaka görmesi gereken yerlerden biri olan Kapadokya’da bu sefer Türkiye’nin ilk Relais & Chateaux unvanlı masalsı oteli Museum Hotel’de kaldım. Oteli detaylı olarak anlattığım yazım, biliyorum ki size iyi gelecek; ancak otelin yanı sıra bölgenin tarihi ve doğal yapıları, romantik balon turu da burayı başlı başına özel yapan detaylardan. Tur acentelerinin programlarına katılarak, gruplar halinde gerçekleştirilebilecek trekking ve peri bacaları turları da insana bambaşka deneyimler sunuyor. Her yıl gelinse yine de mutlu ayrılabileceğiniz Kapadokya’yı henüz görmediyseniz 2017 planlarınıza dahil etmeyi unutmayın. Bahar aylarında, 3 gün süreyle bulunmanız şiddetle tavsiye!

Museum Hotel, Kapadokya

Eylül / Ligurya’da 6 Günde 3 Şehir, 10 Kasaba

Öyle güzel bir seyahatti ki tamamını anlatmaya yetecek kelime seçmekte zorlanıyorum. İtalya denince akla ilk gelenlerin Floransa, Venedik, Roma olduğunu biliyorum; ama Akdeniz’in tüm sıcaklığını taşıyan bu romantik ve lezzetli ülkede insanın ruhuna iyi gelen aslında birçok şehir ve kasaba da var. Daha önce 9 şehrini gördüğüm İtalya’da, gidilen yerin her köşesini gezme fikrini bu gezide biz bir kenara bıraktık ve yıllardır hayalini kurduğum kıyılarla dolu huzurlu bir tur planladık. Milano aktarmalı Cenova ile başlayan yolculuğumuz, bizi renk dolu Camogli, Portofino, San Fruttuoso ve Santa Margherita’ya götürdü, La Spezia’dan da Cinque Terre’nin masalsı manzaralarına kavuşturdu. 6 günlük Ligurya seyahatimizde nereleri gördük, neler yaptık birlikte bakmak isterseniz; sizi önce Skyscanner Türkiye’nin blogu için hazırladığım kasabalar yazıma, sonra The Gate’nin Aralık sayısı için hazırladığım Cinque Terre notlarıma beklerim. Arada bir de Cenova ile ilgili bir şeyler okumak isterseniz, onu da buraya bırakıyorum. Bu serinin farklı konuları ele alan başka yazıları da gelecek, benden söylemesi. 🙂

Portofino, İtalya

Ekim / En Romantik Doğum Günü Hediyesi Paris

Eylül ayının gelmesi, Ekim’deki doğum günümün yaklaştığının da en tatlı göstergesi. Bitanecik sevgilim bu özel günüm konusunda her zaman çok özenlidir; ancak biz sistemi birkaç yıldır biraz değiştirdik. Doğum günlerimizde mutlaka evimizden başka bir yerde, mümkünse yurt dışında olmaya özen gösteriyoruz. Yeni yaşımıza sevdiğimiz ve merak ettiğimiz bir yerde girersek, o yıl bize daha uğurlu geçecek gibi geliyor. Bu yıl da Okan’ın birtakım sürpriz hazırlıkları içerisinde olduğunu aldığı biletin hava yolu logosunu göstermesiyle meraklı bir şekilde öğrenmiş bulundum. Beni Instagram’da takip edenlerin bildiği gibi, nereye gideceğimi havalimanında öğrendiğim için plan anlamında hazırlanma şansım olmadı ama sorun değildi; çünkü bu sefer tüm rota Okan’dan gelmişti. Pasaport kontrolünden geçmeden hemen önce, uçak saatiyle birlikte gideceğimiz yeri öğrendim. Arkasından da çalışılmış hazır notlar, tüm çıktılarla birlikte elime geldi. 🙂 Biraz da şanslıydık; çünkü bu benim ikinci Paris gezimdi. Daha öncesinde bu güzel şehirde 7 gün geçirdiğim için; semtlere, mekanlara ve müzelere gayet hakimdim. Sonuç olarak, güçlerimizi birleştirerek (!) Ekim ayında muhteşem bir geziyi daha arkamızda bıraktık. Hem de ortak hayalimiz olan ‘Paris’e birlikte gitmek’ başlığına da bir ‘tik’ attık.

Eyfel Kulesi, Paris

Bu gezinin diğerlerinden bir farkı daha vardı. Okan, 3 yıldır uygun fiyata kovaladığımız Paris biletlerini THY’de ilk kez kampanyaya denk getirince biletlerimiz 800 TL’ye satın alınmış oldu. Paris, en yüksek havalimanı vergisi ödenen şehirlerden biri. Bu yüzden, ulaşıma iki kişi için 800 TL ödemek Paris için gerçekten oldukça uygun bir rakam. Biz genelde 2 kişiyi 1.300 TL’den aşağı denk getiremiyorduk, tabii bu baktığımız dönemlerle de alakalı olabilir. Ek olarak, otelimiz de yine tadilatlı denk geldiği için (biz bunları nasıl buluyoruz? 🙂 ) Champs-Elysees’in arka caddesinde 3 gece 1.000 TL’ye kalmayı başararak bence turistik açıdan bir ilke imza attık; çünkü Paris’te bilet aldıktan sonra ilk yapmanız gereken şey otelinizi ya da kalacağınız evi ayarlamaktır. Geç kalırsanız hem çok zor yer bulursunuz, hem de kötü odalara dünya kadar para ödemek zorunda kalırsınız. Her daim fiyatları yüksek olan bu iki kalemi uyguna getirince, balayından beri ilk kez bütçeyi kısma derdimiz olmadan bir şehir gezelim dedik. Gerçekten de birlikte görmek istediğimiz her yere gidip, hesap yapmadan dolu dolu bir tatil geçirdik. Ulaşım ve konaklama haricinde Disneyland’a giriş için 150 Euro, genel gezi bütçemiz için de 650 Euro gibi bir rakam harcadık. Paris’in ucuz ya da uygun bir şehir olmadığını belirtmek istiyorum; gelmeden önce hazırlıklı olmak şart. Buradan detaylı bir seri gelecek, hatta Saint Germain des Pres’le ilgili olan ilk yazı burada!

Disneyland, Paris

Aralık / Yılbaşı Pazarı Temalı Mini Bavyera Turu 

Geldik 2016’nın son gezisine. Yine bir kampanya döneminde, Aralık ayında yılbaşı pazarlarını görelim fikriyle Münih’e bilet aldık. Okan’la ikimizin bileti gidiş-dönüş 480 TL olduğu için bu gezimize de bir hayli ekonomik başlamış olduk. 3 günlük Bavyera rotamızın 36 saatini Münih, 36 saatini ise Neuschwanstein Şatosu’na geçeceğimiz Füssen ve Schwangau kapsıyordu. Konaklamak için yılbaşı pazarlarından ötürü Münih’i seçtik; ancak bir noktayı atlamışız. Meğer, otel konusunda Münih de Paris’ten farksızmış. 🙂 Bütçe sınırımızı aşmayan otel konusunda bir hayli uğraşırken, bilgisayar başında 10 dakikada bir sayfa yenilemenin faydasını bu gezide de görmüş oldum. 3 gece için 800 TL ödediğimiz Motel One City Süd‘den fazlasıyla memnun kaldık. Normalde daha düşük fiyatlar seçmemize rağmen, şehirde bulduğumuz en uygun otel burası oldu. Böylece, uçak biletinin 500 TL’nin altında kalması konusundaki sevincimize de güle güle demiş bulunduk. 🙂

Marienplatz, Münih

Münih’teki saatlerimizi çoğunlukla çeşitli yılbaşı pazarlarında geçirdik. Kocaman şehirde gezecek onlarca yer vardır; ama dönem gereği biz bu şekilde dolanmayı seçerek, turumuzu tahminimizden çok daha ekonomik tamamlamış olduk. Yılbaşı temalı Münih gezi notlarımı buradan okuyabilirsiniz. Bu gezinin ikinci yazısı Disneyland’daki Uyuyan Güzel Şatosu’na ilham olan ‘Neuschwanstein Şatosu’na nasıl gidilir’ temasıyla gelecek, beklemede kalın!

Marienplatz, Münih

Instagram hesabım @nesemcelikkayadan görebileceğiniz gibi; 2016, benim için bol seyahatli, çok güzel anılı oldu. Yeni yılda henüz netleşmemekle birlikte yine birçok hayalim, görmek istediğim yer var. Bu sefer farklı olarak, daha sık yazıp daha çok anlatacağım. Siz de gezileriniz öncesi Journavel’a uğramayı unutmayın! 🙂 Buraya kadar okuduysanız, size de mutlu yıllar! Yeni yılınız çok seyahatli, bol kar küreli olsun!

Sendlinger Tor, Münih